themusicrobot Güncelleme: Hedeflediğim gibi yaklaşık 1 ay önce Belgrad’a gittim ve 1 hafta kaldım. Protestolar hafiflemiş, beklediğim kaos sokaklardan uzaklaşmıştı. İçişleri bakanlığına attığım uzun mail cevapsız kalınca hakkımı aramak amacıyla Brankov Köprüsünü geçip İçişleri Bakanlığının bulunduğu brütalist saraya ulaştım. Vatandaşlık işlerinin batı binasında olduğunu farkedip saray etrafında yarım tur attıktan sonra doğru yere ulaşmıştım. Mimari bana burada işlerin biraz karmaşık işleyeceğini haber veriyor gibiydi. Girişte güvenlik görevlileri(polis) sizi karşılıyor ve pasaportunuzu soruyor fakat herhangi bir kayıt alınmıyor. Kesinlikle ingilizce bilmiyorlar, bilseler bile konuşmuyorlar. Google Çeviri üzerinden vatandaşlık başvurumu sorgulamak için orada olduğumu söyledim. Konsolosluktan aldığım belgenin fotoğrafını başvuru numaramla birlikte göstererek kanıtladıktan sonra resepsiyonun köşesine konumlanmış olan ve bir adet eski beyaz telefon bulunan masaya yönlendirildim. Polis bana telefon üzerinde bulunan, yabancılarla ilgilenen ofisin numarasını tuşlanmamı söyledi. Gayet tabi telefonun ucundaki Sırp birey, orta yaşlı kadın, ingilizce bilmediği için telefonu yüzüme kapattı. Bende vazgeçmeyip 10 kez aynı numarayı tuşlayıp aynı kadın tarafından reddedilme rutinime sıkılmadan devam ettim. Güvenlik görevlisi durumu anlayıp bana yarın gelmemi söyledi. Beni başından savma isteğini kibarca reddedip, sorumlu biriyle konuşmadan oradan ayrılmayacağımı söyledim. Güvenlik görevlisi bir anarşistle karşı karşıya olduğunu anlamıştı. Aynı numarayı tuşlayıp bir kaç kelime Sırpça bilgimle görevliye anlatmaya çalışmış olsam da benden sıkılmış bir biçimde iletişim kurmayıp telefonu sürekli suratıma kapatmaya devam etti. Durumdan keyif almaya başlamıştım. Fakat sorumlu kişinin sabrı taşmış beni binadan atmak üzere güvenlik görevlisine telefon açmışlardı. Cevapsız telefonlar sonrasında bana yarın tekrar gelmemi öneren polisin beni binadan atmak üzere ikinci bahanesi şu şekildeydi : “Burası bakanlık binası, buraya şortla giremezsin, uygun pantolon giyip tekrar yarın gel”
Otoritenin karşıma çıkardığı polis, henüz neyle karşı karşıya olduğunun farkında bile değildi. Bir an için düşünüp hak verdim ve bakanlığa uygun giyinmem gerektiğini düşündüm. Üzerimde güney Fransa’da şatoda çalışırken hediye edilmiş olan Oksitanya armalı tişörtüm ve Norveç,Bergen’de göl kenarında deniz altı canlılarını araştırmak amacıyla kurulmuş evde gönüllülük yaparken bulduğum şort vardı. Fakat bu şort, diz hizasındaki paçalarda bulunan fermuar sayesinde pantolona dönüşebiliyordu. Şortun pantolon olmasını sağlayan parçaları 50lt kapasiteli sırtçantamdan çıkarttım. Polisin gözleri “napıyor ulan bu” dercesine açılmış, "Hayır burada üstünüzü değiştiremezsiniz!"adlı emir kipiyle söyleyemediği cümlesini google translate üzerinden bana gösteriyordu. Bende merak etmeyin bunlar ek parça, kıyafetimi değiştirmiyorum, şortumu fermuar sayesinde pantolona çeviriyorum dedikten sonra donup kaldı. Ciddi kıyafetleriyle (onlara göre önemli) binaya girip çıkan hükümet görevlilerine bakıp gülerek 2 dakika sonra kıyafetimi İçişleri Bakanlığı’na uygun hale getirmiştim. Polisin beni bakanlıktan ikinci kez kovma girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Artık yeni bir bahane bulamayacağını anlayan polis hiçbirşey yapamadan bekliyordu. Beyaz telefona geri dönüp aynı numarayı birkaç kez daha rahatsız ettikten sonra binaya giren takım elbiseli kim olduğunu bilmediğim ama rütbeli birileri olduğunu düşündüğüm insanlara musallat olmaya başladım. Binaya giren ya da çıkan kim varsa ingilizce bilip bilmediklerini soruyordum. İşin komik tarafı kim olduklarını önemsemeden bunu yapmamdı. Polis gelen kişilere inanılmaz saygılı bir şekilde boyun eğip yumuşakça karşılarken ben ingilizce bilen birini bana Sırpça tercüman olması için laflarını kesip sorular soruyordum. Polis benim oradaki varlığımdan ve hükümet görevlilerine laf atmamdan utanmış olacak ki, bekle sana çevirmen bulucağım deyip tekrar telefon rehberine gömüldü. Sanırım bilmeden önemli kişilerin yolunu kesmiştim. 10 dakika sonra ajana benzeyen ve ingilizce konuşabilen bir polis geldi. Neden orada olduğumu sakince anlattım, bu sefer beyaz telefonun başında o vardı ve aynı numarayı tuşlayıp benim yerime Sırpça konuştu. O konuşmada başvuru numaram veya adım bile geçmiyordu, 2 dakika sonra telefonu kapatıp bana bazı açıklamalarda bulundu.
“Şuanda vatandaşlık başvurularından sorumlu departmanda çalışan kimse yok. İki ülke arasındaki politik nedenlerden ötürü işlemler askıya alınmış durumda. Şu an sana başvurun hakkında yardımcı olacak veya bilgi verecek kimseyi bulamayacaksın. Kısacası burada sana kimse yardım edemez” gibi çözüme ulaşmayacak bir cevap verdikten sonra vatandaşlığın hakkım olduğunu, iki ülke arasındaki politikanın benim vatandaşlık sürecimle bir ilgisi olmadığını söyledikten sonra benim yerimde olsa ne yapacağını sorup empati kabiliyetini ölçmek istedim. “Senin yerinde olmak çok zor…Göndermiş olduğun mektuba cevap beklemekten başka yapabileceğin bir şey yok” dedi. Saate baktım, İtalya’ya uçuşuma 2 saat kalmıştı. Tartışıp daha fazla fazla zaman kaybetmenin gereksiz olduğunu düşündüm. Teşekkür ettim ve Repetitor-Ekspedicija şarkısını dinleyerek brütalist mimariden uzaklaştım. Şimdilik vatandaşlık konusu entropiye yenik düşmüş durumda. Mektuba cevap gelirse burada paylaşırım.
Anarşiyle kalınız…